Adrenal Hormonu: Tetiklenmesi, Salınımı ve Engellenmesi

Adrenal Hormonu Tetiklenmesi, Salınımı ve Engellenmesi - Öne Çıkan Görsel

Endokrin sistemin fonksiyonlarını incelerken şimdi ele alacağımız hormon, adrenal hormonu. Adrenal bezlerinden sentezlenir ve salgılanır. Sonucunda ise aldosteron salınımından epinefrine kadar birçok fizyolojik süreç tetiklenmiş olur.

İlk olarak adrenal bezlere ve yapısına bakmamız gerekiyor.

Adrenal bezler, iki kısımdan oluşur. Adrenal korteks (dış kısım) ve adrenal medulla (iç kısım). Adrenal bezlerin böbreklerin üzerinde yer aldığını da hatırlayalım.

Dış kısım olan adrenal korteksi incelersek, üç katmanlı bir yapıya sahip olduğunu görürüz. Zona glomerulosa, zona fasciuculata ve zona reticularis.

İç kısım olan adrenal medulla ise tek katmandır.

Adrenal Hormonu: Tetiklenmesi, Salınımı ve Engellenmesi
Endokrin sistem (kaynak: Wikipedia)

Adrenal Korteks

Adrenal kortekste sentezlenen ve salgılanan hormonlara baktığımızda steroid hormonları olan adrenokortikoid grubu ile karşılaşırız. Bu gruba ait olan mineralokortikoidler, korteksin yapısındaki en dış katman olan zona glomerulosa tarafından salgılanır.

Örnek vermek gerekirse aldosteron bu katmandan salgılanan bir mineralokortikoiddir. Aldosteron sentezlenip salgılandığında direkt olarak böbreklere yönelir. Bunun sebebi böbreklerin sodyum reabsorbsiyonunu gerçekleştirmesini sağlamak ve potasyum atılımını tetiklemektir.

Korteksin diğer iki kısmı olan zona fasciuculata ve zona reticularis ise diğer birçok salınımda rol oynar.

Zona fasciuculata, glukokortikoid denilen başka bir adrenokortikoid grubunun salınımında etkindir. Örnek olarak kortizol (stres hormonu olarak bilinir) bir glukokortikoid grubu hormonudur.

Zona reticularis, genellikle androjen olarak adlandırılan cinsiyet hormonlarının salınımından sorumludur.

Tekrar aldosteron salınımına dönersek, aldosteron salınımı hipotalamus tarafından kontrol edilmez. Yani aldosteron hormonu, kortizol veya testosteron hormonlarındaki gibi bir geribildirim mekanizması ile yönetilmez -hipotalamus, ön hipofiz bezi ve hipofizyal portal sistemden oluşan geribildirim mekanizmaları. Aldesteronun dahil olduğu geribildirim mekanizmasına tekrar döneceğiz.

Öncelikle aldosteronun normal salınımını ele alırsak, böbreklere yönelerek böbreklerin sodyumu tekrar emilimini sağlayıp ve potasyumun atılımını tetiklediğini biliyoruz. Peki aldosteronun böbreklerde neden böyle bir mekanizma tetiklediğini biliyor muyuz?

Bunun için plazmaya bakmamız gerek.

Kan dolaşımımızı düşünelim. Plazmadaki sodyum düzeylerinin azaldığını ve potasyumun arttığını fark etmiş olalım. Aldosteron bu iyon konsantrasyonlarının düzenlenmesinde etkin rol oynar.

Şöyle ki aldosteron salınımı ile böbrekler sodyumun tekrar emilimini sağlar ve bu gerçekleştiğinde plazma sodyum düzeylerimiz normale döner.

Ayrıca potasyumun da atılımını sağlar ve plazmadaki potasyum düzeyleri de normale döner.

Plazma düzeyi normale döndüğünde negatif geribildirim mekanizmaları aldosteron salınımını durdurur.

Adrenal Hormonu: Tetiklenmesi, Salınımı ve Engellenmesi - Adrenal bezlerde korteks ve medullanın farklı kısımlarından salgılanan hormonlar
Adrenal bezlerde korteks ve medullanın farklı kısımlarından salgılanan hormonlar (kaynak: Wikipedia)

Adrenal Medulla

Adrenal medulla, endokrin sistemimiz için ayrıca önemlidir. Çünkü adrenal medulla, özel bir hücre türü olan ve kromaffin hücreler denilen sekretör hücrelere sahiptir. Bu kromaffin hücreleri epinefrin, norepinefrin ve dopamin salınımında rol oynar.

Adrenal medulla, esas olarak epinefrin salgılar -epinefrin salınımı %80, norepinefrin salınımı %20, dopamin salınımı %1.

Bu sebeple adrenal medullanın salgıladığı hormonlardan bahsedildiğinde genellikle epinefrinden bahsedilir.

Bu salınımlar nöral kontrol altında gerçekleşir. Yani bu bezlerde medulladan salınan hormonlar, sinir sistemi tarafından verilen komutlar ile tetiklenir.

Epinefrine daha dikkatli bakarsak, epinefrin salınımı -epinefrin, adrenalin olarak da bilinir- savaş veya kaç tepkisi olarak bilinen durumda gerçekleşir. Örnek vermek gerekirse tehlikeli bir durumla karşılaştığınızda plazma glukoz konsantrasyonlarınız artar, siz de bu glukozu enerjiye çevirmek için kullanırsınız.

Yani epinefrin salgılandığında, glukoneogeneze -glikojenin parçalanması ve glukoz halini alması- sebep olur ve enerji metabolizmasını tetikler.

Glukoneogenez oluştuğunda, epinefrinin yöneldiği iki organ glikojeni depolayan karaciğer ve iskelet kaslarıdır. Bu mekanizmada üretilen glukoz, karbonhidrat olmayan kaynaklardan üretilir -gliserol veya daha düşük bir ihtimalle amino asit gibi.

Ve kan glukoz düzeyleri artmış olur.

Karaciğer, glukoneogenez metabolizmasına girdiğinde ihtiyacı olan bazı substratlar vardır. Örnek olarak amino asite ulaşmak için proteini parçalamanız gerek. Bu sebeple gliserolu kullanmak daha iyi bir yoldur.

Buradaki gliserol ise lipoliz aracılığıyla meydana gelir. Bu şartlarda trigliseritleri alır, yağ asitleri ve gliserola dönüştürürüz. Sonra gliserol karaciğere doğru yol alır ve glukoza dönüştürülür.

Yani epinefrin sadece glukoneogeneze sebep olmaz, bunun sonucunda oluşan lipoliz sürecine de sebep olur. Lipoliz süreci sonucunda ise ortaya çıkan yağ asitleri de karaciğere gider ve ketojeneze neden olur.

Ketojenez, lipoliz veya glukoneogenez süreçlerinde epinefrin bu şekilde tetikleyici bir rol oynar.

İlginizi çekebilir: EPO: Eritropoietin Nedir? Tanımı, Etkileri, Riskleri

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.